18 Ekim 2012

An(ı)’larda yaşamak…

Lao Tzu
Yaşamımız boyunca hepimizin hayatı birilerinin ellerinde gibi görünmüştür dönem dönem… Kötülük yaptıklarını sanıp iyilik yapanlar, iyiye sebep olacakken kötülük çağıranlar… Devam etsek uzayıp gider iyilik ve kötülük terazisi. Oysa ne zaman ne olacağını hiçbir zaman öngörememiştir insanoğlu. Ünlü Çinli Düşünür Lao Tzu’nun da tam olarak bahsettiği de budur. Aslında büyük düşünürün kastettiği şey çocukluğumuzdan beri bize öğretilegelen ‘Her şer de bir hayır, her hayır da bir şer vardır’ sözünün kardeşidir. Çünkü başa gelen herhangi bir olayda ani kararlar vermek her zaman yanlıştır. İlerleyen günlerin ne getireceğini asla bilemezsiniz. Aslolan şimdidir!


Genelde başımıza kötü bir şey geldiğinde ya da yaşamımızda her şey çok da yolunda gitmiyorken çevremizdeki herkesin farklı yorumları olmuştur durumlara dair. Çoğunluk olarak önyargılı davranmayı severiz. Oysa gerçekleşenin ilerleyen günlerde nelere gebe olduğunu görmek ne mümkün. Her ne kadar yaradılanların en iyisi olsak da hiçbirimiz geleceği göremeyiz. Öyle ya insanoğlu zekası ile böbürlene dursun, henüz ortaya çıkardığımız durumun bile analizini yapamıyorken ve her kafadan birbirinden bambaşka yorumlar çıkarken, gelecek hakkında yorum yapmaya çalışma uğraşı da neyin nesi? Elimizde olan bugün için çabalamak, uğraşların en güzeldir. Çünkü o şimdiki andır. Ne geçmişten bugüne tahteravanla taşınır ne de ellerimizde çelenklerle yarın gibi karşılanır. Bugün şimdi yaşanır.

Hepimizin mutlulukla sonuçlanan hikayeleri olduğu gibi hüzünle bitenleri de olmuştur. Hatta birden fazlaca örneklerimiz olduğuna eminim hepimizin. Çok istediğimiz halde kazanamadığımız bir bölüm olmuştur mesela üniversite sınavlarında. O zaman Dünya çekilmez bir yer gibi görünür gözümüze ve her şeye lanet edebiliriz. Ama ilerleyen günler de görürüz ki orada olmadığımız için şükredeceğimiz olaylar yaşanır. Mesela bir işe alınmadığınızda büyük hayal kırıklığı ile yetersiz olduğunuzu da düşünebilirsiniz. Ardından o iş yerinde bir patlama meydana gelir, iş yeri batar ya da aslında size göre olmadığını fark edersiniz… Benim bunun gibi birçok örneğim vardır hayattan biriktirdiğim. Bazen bir dostunuzu kaybedersiniz ve sizin için büyük bir hayal kırıklığıdır bu. Sonra zaman geçer bakarsınız ki ortada kaybedilecek bir şey yokmuş. Bu ağlamaklar, üzülmekler de neyin nesi! Belki de kendinizde aramanız gereken şeyler de vardır. Önemli olan o an’dır belki de ne öncesi ne sonrası. İnsanlar kendileri hakkında karar vermek için erken davrandığı gibi, başkaları hakkında karar verme gafleti bir yana dursun, etrafındakiler hakkında da tez hükümlere varıp yargılarlar bile. İnsanoğlu en büyük hayal kırıklıklarını kendi kendine yaşatır. 
Kendinden başlar geçmiş yorumlarının tohumlarını birer birer zihnine ekmeye ve gelecekle ilgili ektiklerini yeşertmeye.  Hep sonrası için bir senaryo peşindedir. Yazar, çizer ve oynar. Bir gün bakar ki o beklenen gelecek kapıda ama hiçte hazırlanan senaryoya uymuyor kıyafeti. O zaman olayları kendimize uydurmaya çalışırız, ne de olsa biz baştan tahmin etmiştik dimi? Oysa zamanın tadını çıkarsaydık, acı verici şekilde sonuçlandıysa acısını sindirseydik önce olmaz mıydı?  Ama kim B planını düşünecekti o zaman, kim B planını düşünmekten an’ı zehredecekti? İşte bu nokta da yıllardır kötü şeyler başıma geldiğinde annemin fısıldayan sesi gelir bulur kulağımı. Zamanında birinden girip diğerinden çıktığı gibi, şimdi de ahlanıp vahlanılan zamanlar da acısını çıkarır gibi çıkagelir. Ve yıllardır elin sobada yanmasın diye çabalarken, sen ‘Bunu kendim öğreneceğim’ diye karşı çıktığında ve ardından yanık yüreğinle omzuna kapanıp ağladığında, seni pamuklara sarmalayıp acını dindiren o ses belirir yanı başında ‘Her şer de bir hayır vardır. Her kötülük bir iyilik getirir üzülme’.

Derki Çinli düşünür Lao Tzo,
‘Acele karar vermeyin.
Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.
Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar.
Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.
Oysa gezi asla sona ermez.
Bir yol biterken yenisi başlar.
Bir kapı kapanırken, başkası açılır.
Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.’


Alında bu hikayenin sonucundaki nasihattir; Yaşanan bazı olaylar sonucu köylülerin aklında tutup kendilerine hayat dersi kabul edip, bizimde uzun yıllar sonra hala hak verir olduğumuz… Hikayeyi merak edenlere;

Köyün birinde bir yaşlı ve fakir bir adam yaşarmış. Güzelliği dillerde dolaşan peri gibi bir beyaz atı varmış. Kral bu at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama ihtiyar atını vermemiş.‘Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı?’dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at ortalarda yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: ‘Seni ihtiyar bunak,  bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın’ demişler...

İhtiyar: ‘Karar vermek için acele etmeyin’  demiş. ‘Sadece at kayıp’  deyin, ‘Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.’

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.

Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın geri dönmüş... Meğer at çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. ‘Babalık’   demişler, ‘Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var…’

‘Karar vermek için gene acele ediyorsunuz’ demiş ihtiyar. ‘Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.  Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?’

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden ‘Bu herif sahiden akıllı değil’ diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. ‘Bir kez daha haklı çıktın’ demişler. ‘Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın’ demişler.

İhtiyar ‘Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz’ diye cevap vermiş. ‘O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.’

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. ‘Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...’

‘Siz erken karar vermeye devam edin’ demiş, ihtiyar. ‘Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sadece Allah biliyor.’






Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Doğu incisi, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena