31 Aralık 2012

Tolga'nın kaleminden dökülen inciler: Beijing Opera Anısı


Merhabalar Doğu İncisi takipçileri
Bugün yazımı Yenikapı Feribot İskelesi'nden yazarken yeni yıldan önce aileme ve sevdiklerime kavuşacağım için içimde ayrı bir heyecan var. Geride bıraktıklarımı ise şimdiden özlemeye başladım bile. Özellikle en iyi ve en kötü günümde yanımda olan ve hep destek veren Murat ve Burcu Önaldı çiftinin hakkını ne yapsam ödeyemem sanırım.


Konumuza dönecek olursak bu yazımda sizlerle paylaşmak istediğim konu Pekin Operası. Geçen sene opera sözünü duyduğumda 'Gidip görmeliyim' dedim içimden. Hemen bir soru geldi aklıma, acaba ülkemizdeki ya da Rusya, Ukrayna gibi ülkelerdeki gibi miydi bu opera? Ülkemizde çok büyük sanatsal değeri olmadığını ayrı bir yere koyarsak, gayet başarılı olduğumuzu düşünüyorum bu konuda. Rusya, Ukrayna gibi eski Sovyet ülkelerinde ise önemli bir yere sahip ve onlar da gayet başarılılar. Bulabildiğim ilk gösterime biletlerimizi aldık ve sorularımın cevabını almam gecikmedi.



Evet, opera burada da önemli bir yere sahipti. Fakat dünyaca ünlü Pekin ( Beijing ) Operası'na rağbet sadece 50-60 yaş üzeri Çinlilerden ibaretti. Çok şaşırdığımı söylemeliyim. Onlar dışında bizim gibi meraklı bir kaç genç yabancının dışında çalışanlar ve bilet temin ettiğim bayan vardı.
Arkadaşlarımla yanlış anlaşılmadan dolayı fazladan bir bilet almıştım. Ne yapsak geri mi versek diye düşünürken Çin asıllı İtalyan arkadaşım yaşlı bir bayanla konuşmaya başladı. Biletler tükenmişti ve birçok insan bilet alabilmek için uğraşıyordu. Bize nereden bulduğumuzu sordu. Fazladan bir biletimiz olduğunu öğrenince kendisine satmamızı istedi. 50 RMB'ye aldığımız bilet ona çok pahalı geldi - yaklaşık 15 TL - ve bende bileti geri vereceğimize veya boşa gideceğine bayana verdim. Çok teşekkür etti. O zamanlar ne söylediğini pek anlamıyordum ancak 谢谢 cümlesini yıllardan beri biliyorum. 


Salona geçtik yerlerimizi aldık ve opera başladı. Başlarda çok iyiydi taa ki operada hiç susmayan çan sesi işkence olmaya başlayana kadar. Operada Notre Dame Kamburu'nun bir benzeri, hatta neredeyse aynısı sahneleniyordu. Sahnenin sağında ve solunda iki dev ekranda konuşulanların İngilizcesi veriliyordu. Konuyu anlamamızda gayet yardımcı oldukları kesin. Arada sırada bilet verdiğimiz teyze bize meyveler uzatıyordu, hayatım boyunca hiç unutamam bir tanesini yiyemeyip atmak zorunda kaldık. Sorduğunda çok güzel dedik nezaket icabı ve daha fazla verdi. Kimse yemek istemiyordu ve herkes yanındakine vermeye çalışıyordu. Unutmadan teyzenin bir oğlu varmış ve Çin asıllı İtalyan arkadaşımı kendine gelin almaya çalıştı. Beklenmedik zamanda gelen bu teklif hepimizi çok şaşırttı. Sonradan öğrendiğim ve gördüğüm kadarıyla Çin'de aileler çocuklarına hiç durmadan eş arıyorlar. Hatta bazı meydanlarda toplanıp ellerinde dövizler, kartvizitler ve fotoğraflarla dolaşıyorlar. Bu konuyu başka bir gün detaylı bir şekilde paylaşacağız.


Tekrar operaya dönersek eğer anlatılacak çok fazla şey yok. Gayet güzel, çan sesi dışında, Çin kültürünü öğrenmek isteyenlere gitmelerini şiddetle tavsiye ettiğim, ilginç deneyimlerin başında geliyor. Çok profesyoneller ve kapalı gişe oynuyorlar, dünyanın bir çok ülkesinde sahneye çıkıyorlar. Gittiğime kesinlikle pişman değilim ancak operadan sonra 3 gün kulaklarımda çan sesi yankılandığı için kendime biraz da olsa kızgınım.


Belki izlemek isteyen olur diye düşündüm.
                         Operadan ufak bir kesit : http://www.youtube.com/watch?v=mN9iXlfxpxI

Son olarak sizlere, ailelerinize ve sevdiklerinize yeni yılda bol bol mutluluk, sevgi dilerim. En önemlisi hepiniz sağlıklı olun, hastalıklar hepimizden uzak dursun.
Mutlu yıllar !

Tolga Mert


Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Doğu incisi, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena