18 Haziran 2013

KÖŞE DÖNMECE


TANIŞALIM...

Merhaba Arkadaşlar, 

Köşemizin bu ilk yazısında, biraz tanışma biraz da ilerleyen zamanlarda köşemizde neler bulacaksınız onlar hakkında bilgileri içeren bir yazı yazdım. Hadi hayırlısı…
Öncelikle kendimden biraz bahsedeyim. Türkiye’nin modern kalesi İzmir’de büyümüş, İstanbul’da 8 yıl süreyle okumuş ve hayat stajını Mecidiyeköy, Beyoğlu, Beşiktaş üçgeninde tamamlayıp kendini yurtdışına atmış biriyim. Daha okurken, bu ülkede nasıl ayakta kalacağım diye düşünürken, ilerleyen yazılarımda sık sık adından ve yapıtlarından alıntılar yapacağım birkaç kişiyle karşılaştım ve artık dünyaya başka şekilde bakar oldum. Burcu arkadaşımızın tavsiyesiyle de (çok ısrar etti dayanamadım) bildiklerimi sizlerle en sade şekilde, zaman zaman sokak ağzıyla zaman zaman da karmaşık matematiksel terimlerle paylaşmaya çalışacağım.
Geçelim esas konuya,  giriş uzun oldu gerisini okumadan kaçacaksınız…

İnsanoğlu var olduğundan beri hep daha fazlasını istedi. Kendisinden daha fazlasına sahip olana da gıpta ile baktı. Hep birilerinin seçilmiş ve özel olduğuna, kaderimizin talihle sınavda olduğuna inandık. Ama artık o günler, o zamanlar bitti. Artık sülaleden gelen, tecrübeden gelen, dürüstlükten, yalandan, iyilikten, kötülükten vs gelenlerin değiştiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünya öyle bir dünya ki artık; iyi ile kötüyü, dürüst ile düzenbazı ayırt etmek için çok ama çok derinlere inmemiz gerekiyor. 
İşte biz bu derinliğe inip bunları sorgulayarak sosyolojik tespitler yaparak hayatımızı geçirmek yerine hayatımızı nasıl daha iyi hale getirebiliriz ona bakacağız.

Hiç düşündünüz mü neden zengin insan sayısı çok az dünyada? Bir araştırmaya göre –kesinlikle İskoç bilim adamları değil :)- , dünya üzerindeki değerli varlıkların (para, altın, gümüş, petrol, toprak vs) %90’ı dünya nüfusunun %10’unda bulunmaktadır. Bu soruya ve bilgiye karşılık bazılarının, ‘Rabbim aklı herkese, serveti ve çocuğu sadece istediklerine verir’  ya da ‘Benim kaderim böyle anadan yok babadan dededen yok’  gibi cümlelerle kendini kandırmaya devam eder. Eğer bu satırları okuyan sen,  değişmeyeceksen bu yazının bundan sonrasını okumana ve sonraki haftalarda beni takip etmene gerek yok. Sen, ç ok çalış ve kendine biran önce krediyle ailenin ve senin başını sokabileceğin bir ev al, kira öder gibi 10 yıl boyunca öde ki, bizde zenginliğe biraz daha yaklaşalım.

Sen, zenginliğe doğru yelken açmak isteyen, aramıza hoş geldin. Aklını ve hayatını sevdiğin için çok şanslısın ve bu şansı da kaderini değiştirmek için kullanacaksın. %10’luk dilimin içine girmek için ilk adımı attın. Bu uzun ve zor yolda şundan emin olabilirsin ki, bir sabit gelirliden daha çok yorulmayacaksın, sadece çok çalışacaksın hem de çok isteyerek. Zaman zaman ‘Ben hiç çalışmıyorum ya’ diyeceksin ama aslında rüyalarında bile yatırım yapıyor olacaksın. Öyle anlar gelecek bütün gün yatacaksın, hiç çalışmayacaksın ama paran senin için çalışıyor olacak. Bizler kendimizi çalıştırarak değil, paramızı ve başkalarını çalıştırarak keyifli bir hayat sürmenin hayaline kavuşmak isteyenleriz. Her zaman patronlarımıza da bu şekilde gıpta ile bakmadık mı? ''Yahu ben çalışıyorum adam biniyor Mercedes'e''demedik mi? Dedik tabii ki. 
Zengin olana kadar hayır zengin olduktan sonra evet diyecek kişilerden olmak için yola çıkıyoruz. Gazamız mübarek olsun…

Umarım editörümüz fazla editlemez önümüzdeki haftalarda yavaş yavaş derinleştiririz yazılarımızı :)
Güncel olaylarla beraber, güvence arayanlarla, özgürlük arayanların arasındaki farkları, iyi borcu kötü borcu, yatırım çeşitlerini, yatırımda insan psikolojilerini, teknik analizi, 
temel analizi, mali okur yazarlığı, vs bol bol örneklerle tartışacağız.
Unutmayın, parayı sevmek kötü bir şey değildir. Parayı sevmiyorum diyen yalan söyler. Para her şey demek değildir diyenlere tek kelimeyle ‘ÇALIŞMA!’ deyin. Bakalım ne yapacaklar. Bence tıpış tıpış yine sabah işe gidecekler çünkü parasız yaşayamazsın, bu yüzden de onu sevmekten başka şansın yok. Parayı sevin ama şımartmayın. Zamanı geldiğinde hor kullanmayı bilin…

Görüşürüz…

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

ZENGİNLİK DENİLEN İLLET…

Madem köşemizin ismi köşe dönmece,o zaman önce zenginliği bir tanımlayalım değil mi! 
Zenginlik… 
Ah o zenginlik var ya herkesin başının belası. Zenginlik, o kadar ortada bir sözcük ki; kime sorsanız zenginliği başka şekilde tanımlar. Parası olmayan yoksul insanlar zenginliği sahip oldukları manevi şeylerle tanımlarken, paraya sahip insanlarsa maddesel şeylerle tanımlarlar. Her ikisinde de gerçeklik payı yok değil. Peki ya orta direk ne diyor zenginliğe; aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık misali,zenginim dese değil, fakirim dese o da değil. Zaten orta direk kavramı da yavaş yavaş sona eriyor dünyada.Orta direğe sarılmış durumdaysan geç kalmadan yönünü seçmeni öneririm.
Zenginlik hep bolluk,çokluk kavramı üzerine kurulmuştur. Doğrudur da. Ancak, 30 tane işe yaramaz, asalak, işsiz, hedefsiz insanlardan oluşan bir arkadaş çevresi mi zenginliktir yoksa gerçek anlamda iyiliğin,yardımseverliğin ve hoş sohbetin olduğu uzun süreli birkaç arkadaşının olması mı zenginliktir diye sorduğumda tabii ki ikinciyi seçeceksiniz. 'Bankada 1 milyon dolarım var, öyleyse zenginim' diye düşünüyorsan o milyon doların ev bile alamadığı yerler olduğunu düşün. Demek ki bir şeyden çok fazla sahip olmak her zaman zenginlik anlamına gelmiyor. İşte tam burada bir kritik kırılma noktasına giriyoruz. Zenginlik aslında bolluk, çokluktan ziyade uzun süreli yarar sağlayan ve istikrarlı durumu temsil eder.
Zenginliğin aslında zamanla ölçülen bir tanım olduğunu bana ilk üniversite yıllarında bir ekonomi hocası söylemişti. Tabii,o zamanlar kan kaynıyor, İstiklal Caddesi'nde takılmak, kafayı hocaya takmaktan daha cazip. 'Ne diyorsun hoca sen?' dedik, döndük arkamızı. Hoca aslında çok haklıydı. Zenginlik, varlıklarının zamana oranına göre belirleniyordu.
Bugün işinizi bıraktığınızda mevcut yaşam standartlarınızı bozmadan yaşayabileceğiniz zaman kadar zenginsinizdir. Bu yüzden yukarıda belirttiğim gibi zenginliğin aslında bolluktan çok sonsuzluk ile ilişkisi vardır. Bu yüzden, yaşadığımız ekonomik sistemde zengin neden sürekli daha da zengin  sorusuna da burada cevap vermiş oluyoruz. Zengin kişi, varlıklarını başka varlıklar edinmek için kullanır ve zenginliğini sonsuzluğa doğru uzatır.
Basit anlamda, zenginliği kendime şu şekilde tanımladım. Kendi kendimi emekli ettiğimde zengin bir insan olacağım. Zenginliğimin büyüklüğü ise yaşam standardımla beraber değişecek. Sağlığım için devletin düşük sağlık sigortasına ihtiyacım yoksa ve kendi paramla en iyi sağlık sigortasını her sene yenileyebiliyorsam, istediğim hayat standardını karşılayacak parayı edinmek için artık hiç çalışmam gerekmiyorsa; işte tam o anda artık ben zenginim.


Sen, bu yazıyı üşenmeden, sıkılmadan büyük bir sabırla okuyabiliyorsan ve bir anda dört işleme bağlanıp gelirini, giderini düşünmeye başladıysan, zengin olmak senin kaderin olabilir. İlk yazıda söylediğimi sakın unutma, herkes günde 8 saat çalışıp patronundan zam, devletten iyi bir emekli maaşı beklerken, sen 24 saat çalışacaksın ve kendini emekli edeceksin.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Doğu incisi, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena