14 Eylül 2013

KÖŞE DÖNMECE; EV ALMA ALTIN AL!


                Uzunca bir aradan sonra tekrar buradayım.Öncelikle art arda iki yazı yazıp kaçtığımı sanmayın.Sadece biraz ara verdim malum piyasalar çok dalgalı, boğulmamak için hazırlıklı olmak lazım.Dolar da aldı başını gitti.Ne olacak halimiz diyenlerin arasında, onlara uzaktan bıyık altı gülüşleri atmak ise benim en sevdiğim şey idi bu süre içinde.

Dolar 2008’den beri ‘BEN GİDİYORUM’ diye bas bas bağırıyor olsa da, kendine kurduğu hayal aleminde, 'Hükümetimiz buna izin vermez!' ya da 'Yuh o kadar da olmaz!'  gibi balık hafızasına bürünenler, vatandaşı olduğu ülkenin aslında finansal anlamda alt yapısı olmadığını ve devalüasyonlar içinde geçmiş gençliklerini unutup, kürsüden konuşan ekonomistlere inandığı bu dönemde, yine aynı hayal kırıklığı içinde ne olacak bu memleketin hali edebiyatına keskin bir U dönüşü yaptılar. Aslında , dört işlemi öğrenmiş bir çocuğa USDTRY grafiğini sadece birkaç dakika göstersen, o bile dolar bu hallere gelir diyebilirdi. Okumamanın, araştırmamanın ve senden daha akıllı olduğunu sandığın insanların sözünü dinlediğin bu süreçte, onlar zenginliğini arttırırken sen yine kaldın mı yaya!
Seni neler yıkmadı bu mu yıkacak… Nefes alıyorsak, bu hayat bir şekilde yaşanacak.
Gelelim esas konumuza, yine alışkanlık giriş çok uzun oluyor.
Geçtiğimiz günlerde, yine finansal araştırmalar ve hesaplar içindeyken çok ilginç bir tespit çıktı karşıma. Amerikayı yeniden keşfetmedim tabii ki ama gözümüzün içine soka soka nesillerdir ev almak (yapmak) üzerine kurulu göçebe hayattan yerleşik düzene geçme inanışının aslında ne kadar büyük bir yanılsama olduğunu fark ettim. Nedir bu yanılsama, gelin görelim…

İnsanlarımız, özellikle zengin olmayan (önceki yazıdaki tanıma uymayan) ve kısır döngü içinde sabit ücrete sıkışmış aileler bir ev hayali kurarlar. Neredeyse hayatlarını bu uğurda çalışarak geçirirler. (4 katlı müstakil apartman yapıp, içinde oturmaya kıyamayan ve çatısındaki kulübede oturanını bile gördüm). Peki gerçekten uğruna çalıştığın bu ev, seni olman gerektiğinden daha zengin ya da güvenli hale getiriyor mu? Evet dediniz ve İzmir Marşı'yla yerinize dönüyorsunuz. Maalesef, büyük bir HAYIR!
Ev almak (yapmak), gerçek anlamda aktif bir yatırım değildir, eğer bu evi para kazanmak için kullanmıyorsan. Çok ilginç bir yaklaşım oldu kafanız başka yerlere kaymasın sakın. Eğer, ev alıyorsanız ve içinde de oturuyorsanız maalesef bu ev sizin için bir gelir değil aksine giderdir. Kira vermiyorsunuz ama aidat veriyorsunuz, bakım yapıyorsunuz, vergi veriyorsunuz ve evinizi güzel tutmak için bir sürü şey alıyorsunuz bu da ayrıca bir gider hanesi oluşturuyor ve evi aldığınız fiyatın üstüne ekleniyor. Aradan yıllar geçiyor ve evinizi satmaya kalktığınızda maalesef sıfırların büyüsüne kapılıyorsunuz.
100.000 TL’ye aldım 200.000 TL’ye sattım.Vay be ne para kazandım tam %100 diyerek kendinizle gurur duyuyorsunuz ama işin aslı maalesef öyle değil. Şimdi bunu ufak bir örnek ile açıklayalım ve aslında o kredi çığırtkanlarına nasıl da kanıp, ev almanın iyi bir yatırım olduğunu sanıyorsunuz görelim.
2002 yılı haziran ayı ev aldık. Fiyat 100.000TL (peşin aldık)
2012 yılı haziran ayı evi satıyoruz.

Peki fiyat ne olmalı ki, bu eve harcadığım 10 yıllık gideri karşıladığı gibi bana da para kaybettirmesin. Yani sıfıra sıfır elde var sıfır olsun.
Hesap çok basit,sadece dört işlem. 2003-2012 yılları arasındaki toplam bileşik enflasyonu hesaplayacağız. Tek yapmamız gereken, bu yılların enflasyonlarını bir biri ile çarpmak.
2003 yılı %18,4 - 2004 yılı %9,3 - 2005 yılı %7,7 - 2006 yılı %9,7 - 2007 yılı %8,4     
2008 yılı %10,10 - 2009 yılı %6,5 - 2010 yılı %6,4 - 2011 yılı %10,5 - 2012 yılı %6,2
 (Kaynak: TÜİK)

2003’den 2013’e kadar bileşik 10 yıllık enflasyon oranı 2,43’tür. Yani, para 2,43 kat değersizleşmiştir. Buna ekonomistler 'Paranın genişlemesi' diyerek, bu değersizleşmeye olumlu anlam yüklerler.2013 yılı haziran ayında zamanında harcadığınız 100.000 TL, 100.000 X 2,43 = 243.000 TL olmalıdır. Çünkü 2002 yılındaki 100.000 TL’nizin şu anda ki alım gücü 243.000 TL’ye eşdeğerdir.
Bir de ev için harcadıklarınızı amortisman olarak günümüze getirirsek ki bunu ortalama 50.000 TL olarak düşünüyorum.2013 yılı haziran ayında evinizi 243.000 + 50.000 = 293.000 TL’ye satarsanız hiç para kaybetmemiş olacaksınız. Buraya dikkat edelim. PARA KAYBETMEYECEKSİNİZ! Yani 10 yıldır içinde oturduğunuz yatırım ancak 293.000 TL’nin üzerine satılabilirse para kazandıracaktır.

Tabi bir çok insan, yaptığının doğru olduğunu savunmak için açtığı savunma kalkanlarının ön yüzüne ilk şu cümleyi yazar, 'Peki ama hiç kira ödemedik!’. Tamam da… Sana da kimse kira ödemedi ki! Yani bu ev sana nakit akışı sağlayan bir yatırım değil ki…
Ya altın alsaydın 2002'de şimdi ne olmuştu ona bakalım.
2002 Yılı haziran ayında altının gram fiyatı 15.822,50 TL (6 sıfır daha atılmadı)
2013 yılı haziran ayında altının gram fiyatı 82.127.000,00 TL (6 sıfır eklendi)
2002 yılı haziran ayı 100.000.000.000 TL’ye (6 sıfır eklendi) 6.320 gram altın aldınız.
2013 yılı haziran ayı 6320 gram X 82.127.000,00 TL = 519.042.640.000,00 TL (519.042,64 YTL)


Altın size o zamandan bu zamana 5,2 kat kazandırmış.Yani enflasyon sebebiyle eriyen paranı koruduğu gibi bir de üzerine bir o kadar daha kazandırmış.Ya eviniz?
Terk edildiğinde zamanla toprağın altında kaybolan ve para etmeyen bir çimento yığınını mı yoksa toprağın altında kaldıkça uğruna savaşlar verilen bir metal mi bizlere bu dünyada daha yaşanabilir hayatlar sunacak.
Ev almak bir pasif yatırımdır. Yani sizden para götürür. Onu aktif bir gelir kapısı yaparsanız o zamanda, altını yenmeye başlarsınız. Altın da pasif bir yatırımdır ama değerlidir. 'Altına sahip olan geleceğe de sahip olur' derler. Altın alıp düğünlerde başkasına takma ciddiyetini kendinize de göstermelisiniz. 
Unutmayın, para sadece bir değişim aracı, siz onun için değil, o sizin için yorulmalıdır.


Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Doğu incisi, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena