16 Aralık 2016

Zamansız yazılar (1)



Ve en güzel damlaları yağmurun, yeryüzünün en güzel penceresine düşüyordu. Öyle dalıp giderken süzülüşlerine, yamulan çay fincanından biraz çay çıplak ayak bileklerine damladı. Elbette yerinden kalkmaya değmezdi. Çayı şekersiz içemezdi ama olsun, hiç sırası değildi. Yoksa yağmurlu günlerde kırmızı zemine beyaz puantiyeli şemsiyesiyle, yaz kış şıklığından ödün vermeden giydiği stilettolarıyla herkesi kendine hayran bırakan ve neredeyse çıkmak üzere olan kumral kızı kaçıracaktı. Görmese de olurdu belki ama onun bu deve tüyü montuyla yaz kış heyecanla hayata karışmasını kaçırmayı istemezdi. Şüphesiz onun gibi kaç kişi vardı pencereden bu çıkışı bekleyen. Çünkü mutsuz ve kendine bile yabancılaşmaya başlamış bir şehirde bu kadar mutlu çıkışlar neredeyse imkansızdı. Arabası yoktu sanırım, yoksa koşarak metro istasyonuna gitmezdi sabahın en erken vaktinde. Hep yalnız çıkardı binanın kapısından evli mi, hayatında biri var mı o da meçhuldü. Zaman zaman pencerenin önünde silüeti görünürdü elinde kitabı ve kahvesi ile. Kim bilir belki kahve sevmiyordu çaydı hep elindeki. Ama çay seven insanlar başka olur öyle olsa muhakkak anlaşılırdı. Sanki kahve yalnızlığı vardı yaşantısında. Ama kahve kokusunu içine çektiğinde ki mutlulukta görünmüyor değildi. Bazen kalın çerçeveli havalı gözlüklerini eline alır, gözünden indirip uzaklara dalar giderdi. Biraz daha yakın olsa evleri içinden geçenler okunacak gibi gelirdi hep o zamanlarda. 
Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Doğu incisi, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena